19 Ocak 2022 Çarşamba
On beş temmuz yolcularının milat eşiği ve direniş destanı

Nuray Alper

On beş temmuz yolcularının milat eşiği ve direniş destanı

Türklerin Orta Asya’yı anayurt edinmelerinden başlayarak, 15 Temmuz 2016’daki direniş destanına uzanan on beş asırlık yolculukları göstermiştir ki onlar, hürriyeti canlarından aziz bilen bir gönül iklimine sahiptirler. İslâm Medeniyetinin göğüs kafesini oluşturan Türkler, Mevlana’dan, Ertuğrul Gazi’den, Hoca Ahmet Yesevî’den, Yunus Emre’den,  Fatih Sultan Mehmet (Grand Turco) Han’dan, Hacı Bayram-ı Veli’den, Kanuni Sultan Süleyman’dan miras aldıkları ruhu, direniş gecesine taşıyarak yepyeni bir dirilişin mimarı olmuşlardır.

Osmanlı tarihine bakıldığında, aile içinde ciddi sebeplere dayandırılarak yaşanan ve bir tarafın mutlak zaferi ile sonuçlanan taht kavgaları kadar, isyan, ayaklanma ve darbeler de görülür;

Şeyhülislam liderliğinde gerçekleştirilen başkaldırı ile tahttan indirilen İbrahim Paşa, İkinci Mohaç Muharebesi’nden sonra ordunun ayaklanması ve talebi ile tahttan indirilerek Edirne Sarayı’na kapatılan IV. Mehmet, Edirne Vakıası olarak tarih kayıtlarına geçen yeniçeri ayaklanması ile tahttan indirilen II. Mustafa, Patrona Halil öncülüğünde gerçekleştirilen yeniçeri isyanıyla tahttan indirilen III. Ahmet, 1876’nın 30 Mart’ında bakanları tarafından tahttan indirilen Abdulaziz (2), 31 Mart vakıası ile 1909’da tahttan indirilen ve onurlu bir esaret hayatına mahkûm edilen II. Abdulhamit, Osmanlı Devleti’nin darbelere maruz kalan sultanlarına örnektir.

Buna mukabil, Cumhuriyet’in ilânından sonra da ülke insanının korkulu kâbusu olan ve tarih sayfaları kadar vatan ruhunda da derin izler bırakan darbeler vardır. Özünde, İslâm ahlakını hedef alan ve dış mihraklı olan askerî vesayet, milleti, bulunduğu noktanın yıllarca gerisine taşımıştır. 27 Mayıs 1960’da gerçekleştirilen ve Cumhuriyet tarihinin ilk askerî darbesi olarak zillet levhasında yerini alan ihtilal, Adnan Menderes’i, Türkiye Cumhuriyeti’nin asılarak öldürülen ilk başbakanı yapmıştır. 12 Mart 1971 yılında cumhurbaşkanına muhtıra verilerek yönetim istifaya zorlanmış, 12 Eylül 1980’de emir komuta zinciri içinde gerçekleşen askerî müdahale ile mevcut hükümet görevinden alınmıştır. Ülke insanında onulmaz yaralar açan bir diğer vurgun ise, “irticayla mücadele” adı altında icra edilen ve post-modern darbe olarak bugün de insan psikolojisi üzerindeki tesirini devam ettiren 28 Şubat sürecidir. (1997)

Halkın tercihini, halktan bağımsız bir kararla yok sayan bu üslup, hürriyeti, ilkel metotlarla saf dışı bırakma yoluna gitmiş, vatandaş üzerinde korku, üzüntü ve ümitsizliğe yol açmıştır. Darbelerin getirdiği ağrılı süreç, binlerce masum insanın ölümüne neden olurken, basın yayın organlarının yürüyüşüne ket vurmuş, sanatı ve sanatçıyı engellemiş, özellikle yarınların emanetçisi olan gençler üzerinde düşünce noktasında sinmeye yönelik bir tahribat gerçekleştirmiştir. İllegal yapıyı halkın özgür iradesinden üstün tutan bu tutumun, bilhassa siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanmaya başladığı dönemlerde ortaya çıkması ise dikkat çekicidir. “Askeri Darbe ve Müdahalelerin Ekonomik Performans Üzerine Etkisi: Türkiye Örneği” isimli tez çalışmasında Arif Özsağır, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu Raporu’ndan yola çıkarak(2012, sf.1269) 28 Şubat öncesi ekonomi rakamlarının koalisyon dönemi ekonomilerinin en iyisi olduğuna dikkat çeker ve ekler;

Süreç sonrasında ekonomik göstergelerin ve ekonomik dengelerin hızla bozulduğuna, bankaların içinin boşaltıldığına ve Türk insanının tasarruflarının boşa harcandığına tanık olunmuş ve

sonuçta Türk ekonomisi tarihinde hiç görülmemiş bir krizle karşı karşıya gelmiştir. (2)

Senelerdir darbelere maruz bırakılan halk, kendisini siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal anlamda geriye taşıyan dehşet yönteminin mesajını okumuş, istikbal ve istiklalinin önünde duran yapıya karşı haklı bir öfke büyütmüştür. Yurt insanında darbelere karşı gelişen içsel duyuş ve duruş, aileler tarafından gençlere ve çocuklara informal bir şekilde işlenmiştir. Çocuklar bu bilinçle büyümüş, gençler bu bilinçle beslenmiştir. 

Baskılardan, darbelerden, koalisyon güçlerinin kısır çekişmelerinden yorgun düşen millet, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisini tek başına iktidara taşımıştır. Kısa süre içerisinde siyasal ve ekonomik istikrarı sağlayarak halk üzerindeki güveni ziyadeleştirmeyi başaran mevcut hükümetin arka arkaya kazandığı başarılar, yıkıcı ve bölücü güçleri harekete geçirmiş, devleti yıpratmak ve hükümeti istifaya zorlamak amacıyla muhtelif girişimlerde bulunmalarına yol açmıştır.  2012’de yaşanan MİT krizi, 2013’teki Taksim-Gezi Parkı Protestoları, devlet içerisinde kümelenmiş yapının 17 Aralık 2013’teki operasyon hareketi terör eylemleri ve masum halkın canını hedef alan intihar saldırıları yıkıcı ve yıpratıcı eylemlere örnek olarak gösterilebilir.

 2016’nın 15 Temmuz’unda yaşanan gece ise, Türkiye Cumhuriyeti için bir milat niteliğindedir.

Fethullah Gülen önderliğindeki Paralel Devlet yapılanması, içerisine sızdığı okullar, askerî kurum ve kuruluşlar, kamu alanları ve dernekler üzerinden on binlerce insanın kalbinde -adalet ve barış dini olan İslâmiyet’i kullanarak- etki sağlamıştır. Çeşitli ikna metotlarıyla, mensubu olan fertlerin bilinç ve zihinlerini kontrol altına alan bu etki, yönlendirme ve yönetme noktasına ulaşmıştır. 15 Temmuz, kandırılmış ve tahakküm altına alınmış bir azınlığın, devleti yıkma planını hayata geçirdikleri mahşer arenasıdır.

Yurtta Sulh Harekâtı adı altında, İstanbul’daki Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri bir grup jandarma tarafından kapatılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın ve milletvekillerinin mecliste bulunduğu sırada F-16 savaş uçakları ile meclis bombalanmış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı, Muğla’da, suikast girişiminde bulunulmuştur.  Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak, Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi darbeyi gerçekleştiren askerler tarafından rehin alınmıştır.(3) TRT’de ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinde bildiri yayımlanmış, gecenin ilerleyen saatlerinde Ankara Emniyet Müdürlüğü silahlı saldırıya uğramıştır.  Yaşanan olumsuzluklar üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan CNN Türk’te yaptığı açıklamayla halkını “halkın üzerinde bir iradeye rastlamadım” diyerek meydanlara çağırmıştır.

Millî iradeyi ve yurdunun yarınlarını uykusunun, can ve mal güvenliğinin, evlatlarının üzerinde tutan vatan sevdalıları direnişi protesto etmek maksadıyla havaalanları ve meydanları doldurmuştur.  İşte, darbeci zihniyete karşı büyütülen köklü öfkenin ifadesi de, kendini tüm gerçekliği ile bu noktadan itibaren göstermeye başlamıştır… Zira demokratik hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak için evinden çıkan vatandaş, devasa tanklara insan gücüyle mukavemet etmiş, üzerine yağdırılan kurşunlara kollarını açarak yürümüş, haykırışları ile göğe yükselen salaları kucaklamıştır. Ahmet Taşgetiren, 17 Temmuz 2016’daki “Yaşasın Millet” isimli yazısında; milletin, kendisine karşı kullanılan tankları esir alarak “Senin görevin milleti vurmak değil, milleti savunmak” dediğini ve darbecilik geleneğini bir daha dirilmemek üzere mezara gömdüğünü söyler.(4) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, liderini ve tercihlerini müdafaa için canını ortaya koyduğu bu stratejik sınav, halk iradesinin zaferi ile sonuçlanmış, sabaha karşı Atatürk Havaalanına inen Erdoğan bir basın açıklaması düzenlemiştir. Bu kritik sürecin seyrini etkileyen en önemli isimlerden biri de şüphe yok ki Ömer Halis Demir’dir. Ömer Halis Demir, darbe yanlılarından olan ve Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmeye çalışan Tuğgeneral Semih Terzi’yi alnından vurarak öldürdüğü için farklı ellerden ateş alan otuz kurşunla can vermiştir. Adı ise, pek çok okulun, üniversitenin, hastanenin, sokağın, caddenin, parkın, polis karakolunun isminde yaşatılmaktadır.

 

15 Temmuz gecesi, 2008 yılında dünya hayatına gözlerini kapatan Adil Erdem Bayazıt’ın “Diriliş Saati” şiirinde kaleme aldığı şu mısraların özeti gibidir;

“Ey bir emre hazırlanan simsiyah gecede

Karanlığı emip emip de gebe kalan

Ey her depremden sonra biraz daha doğrulan

Herkesin

Veba girmiş bir şehrin hem halkı

Hem seyircisi olduğu bir günde

Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.”(5)

Aşkın şiddetten daha güçlü olduğunu, inanç ve iradenin, illegal otorite önünde durduğunu, güzel maksatlarla icra edildiğinde mananın tekniğe galip geldiğini göstermesi açısından derin ve coşkun bir gönül iklimi içeren 15 Temmuz gecesi ve akabinde  27 gün devam eden demokrasi nöbetleri, “zulme dur!” diyen bir ulusun dünyaya verdiği mesaj açısından önemlidir.

Emsali görülmemiş bu direniş öyküsü, psikolojik ve sosyolojik açıdan ayrı başlıklar altında incelenmesi gereken bir örnek teşkil eder.

 

Nuray Alper

1.Yılmaz Öztuna, Bir Darbenin Anatomisi, Babıali Kültür Yayınları

2.Askeri Darbe ve Müdahalelerin Ekonomik Performans Üzerine Etkisi: Türkiye Örneği-Arif Özsağır/Gaziantep Üniversitesi

(The Effect of Military Coup and Interventions on the Economic Performance: The Case of Turkey

3.Vikipedia

4.Ahmet Taşgetiren-Star Gazetesi(17 Temmuz 2016)

5.Adil Erdem Bayazıt-Diriliş Saati

18.08.2017 (Nuray Alper)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

HÜZNÜN KIRIK RAHLESİNDE…