12 Kasım 2019 Salı
HÜZNÜN KIRIK RAHLESİNDE…

Nuray Alper

HÜZNÜN KIRIK RAHLESİNDE…

Her eylem yeniden diriltir beni

Nehirler düşlerim göl kenarında (M.A. İnan)

 

Nicedir gönlümüze yabancı bir yerdeyiz. Tekrara düşen sızılar içindeyiz; mahcup dua ağrısı... Derdin, derman aradığı yollarda vuslatın hasretle başladığını bilsek de nicedir, gönlümüze yabancı bir yerdeyiz; “Allah, hüzünlü kalbi sever.” in titreyen gölgesine yakınlık gayretinde… Hadiseler karşısında alev alan eller birleşince eleme mukavemet eden bir katre olabilir mi? Hacca giden karıncanın yol öyküsüne dokunabilir mi öykümüz? Dünyayı kurtaracak merhamet, bizi yeniden sever mi?

 

“Aşk konuşturur, hayâ susturur, havf hüzünlendirir.” buyurmuş Zinnûn Mısrî.

 

İslam’ın yurtları/şehirleri bombalanıyor. Zulüm, rotasını Halep üzerinden ilerletirken iç âlemimizde huzursuz adımlar yankılanıyor. Henüz dokunamadan genzimizi yakan çocukların yüzlerine, başka bir havadisle irkiliyor kalplerimiz; Adana’daki gençlerin gülden kül makamına terfi edişleriyle… Onlar gönüllerimizde yakıcı bir musiki etkisi yaparken, belki bir an, duygudaşlık yeteneğimizi konuşturabilip Rahman’dan aileleri için sabır diliyoruz fakat işte, sadece bu kadar… Acıyı yaşanır şiddetiyle özümüzde ağırlamaya muktedir olamayız. Olabilseydik, İslam’ın her coğrafyasının, her kentinin, her hanesinin, her ferdinin yapbozun ayrı parçaları olduğunu kavrayabilir, tabiri caizse kuldan çıkarıldığı düşünülen nazarın, mala, cana, evlada isabet etmesi gibi, dünyada varlık savaşı verirken ümmet olabilmek diyetini bir kesim ya da grubun ödediğini idrak edebilirdik. Hiç değilse minnet duygusuyla taşırdık uzakları içerimizde…

Dünyanın da, sinesindekilerin de fıtratına aykırı, kuşandığı şedit ıstırabı beslemek ve saklamak… Üstelik fâni bir ıstıraba kıyasla daha güzel durur bâki bir hüzün. Değil mi ki hüznün latif ahlakıyla ahlaklanan son peygamberin varlığından haberdar tutulduk. Bildik; “ben sıkıntımı, keder ve hüznümü yalnızca Allah’a arz ediyorum” diyen Yakup’u gözlerinden eden o mukaddes duyguyu. Hüzünlü bir gönülle yeryüzünü adımlayan İbrahim Peygamber’in canından, malından ve evladından imtihana tâbi tutulduğunu; canıyla imtihan olup onu ateşe teslim edince, ateşin gülistan olduğunu. Evladını Allah için kurban ahdine sadık kalınca koç gönderildiğini ve sadece kendisinin değil, kendisinden sonra gelenlerin de bir bayram şenliği ile sevindirildiğini. Allah’ın, hüzünlü kuluna “Selam sana Ey İbrahim” diye seslendiğini…

Bir rivayete göre, dünyada dokuz yüz elli sene kalan Nuh Peygamber’e sorulur; -Dünyada ne buldun?

Cevap verir Nuh; -İki kapılı bir handı, birinden girdim, diğerinden çıktım.

                                                                        …

Ey barışım, savaşım, benim sevgili baharım; Dünyada olduğumuz sürece hüznü, tüm görkemiyle taç kılmak hak olsun mu gönlümüze? Gönlümüz güzelleşmez mi hüzün ona değince? Bu gece de dayadım yanağımı bir şiirin yüzüne; “Şimdi yere düşen bir çocuğun kanayan dizlerine inanıyorum

Sırrolan bir şeyhin imanına

Başı önde yürüyen delikanlının gözlerine inanıyorum büyüdüm

Sokağı gördüm toprağa değdim saklambaç oynadım

Mitinglerde kıyam maaş günlerinde rükû

Nakit mâbedlerinde secde ettiklerinde

Sığındım onların Rabbinden, ettiğim kavganın Rabbine.”(R.U.)

14.09.2017 (Nuray Alper)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

On beş temmuz yolcularının milat eşiği ve direniş destanı