15 Aralık 2019 Pazar
MAKAM HIRSI -2-

MAKAM HIRSI -2-

MEHMET KONUK (KÖŞE YAZARI) / GAZİANTEP

MAKAM HIRSI -2-
Çalınan kapı bir an onu panikletmişti,
Kendini hemen toparlayıp
Tok bir sesle;
-Gel !dedi.
Açılan kapıda yine sekreter vardı,mahcup bir ses tonuyla,
-Efendim misafirleriniz geldi, dedi.
Adam hemen ayağa kalkarak telaşlı ve sevecen bir ses tonuyla sekretere seslendi,
-Kızım bekletme hemen içeri al misafirleri,dedi.
Sekreterin dışarı dönüp;
-Buyrun efendim müdür bey sizi bekliyor,demesiyle odaya üç kişi girdi.
En önde ellili yaşları gösteren saçının beyazı siyahından çok olan hafif sakallı güler yüzlü olan;
-Selamün aleykum ,nasılsınız inşallah iyisinizdir,diyerek müdüre doğru yürüdü.
Müdür bey de güler bir yüz ifadesiyle,
-Aleyküm selam,Mahmut abi ne iyi ettinizde geldiniz.
Ooo! Selim le mehmet beyler de burdalar hoş geldiniz efendim hoş geldiniz.
Deyip başta terzi Mahmut olmak üzere hepsiyle tokalaşılıp gayet samimi bir şekilde sarmaş dolaş oldular.
Gelenler mahalleden arkadaşlarıydı,Terzi Mahmut yaşça kendinden büyüktü,diğer ikisi Selim ve Mehmet le yaşıttılar.
Kendisi okumuş ,Selim ve Mehmet okulu liseden sonra bırakmışlardı.
Hal ve hatırlar soruldu,
Mahalleden;
çocukluktan ,mahalle
sakinlerinden,esnafından,ölenlerden ,evlenenlerden,
Doğanlardan hatta kahvenin yanındaki asırlık çınardan bile bahsedildi.

Müdür bey bir yandan dostlarıyla konuşurken bir yandanda onları süzüyor kendi kendine muhakeme yapıyordu.
Yıllarca beraber olduğu sevip saydığı ,akıllı ve saygın kişiler olduklarından ,zerre kadar şüphesi olmadığı dostları bugün kendisine değişik gelmişti .
Daha evvel onları hiç bu elbiseler içinde görmemişti ,galiba ortama uysun diye en resmilerini giymişler yada yeni almışlardı. arkadaşları ona biraz pasif ve etkisiz hatta mazlum ve ezik gibi gelmişti.
Koltuklarına rahatça değilde ilişivermişlerdi adeta.
Konuşmaları hem sade hemde alçak sesle idi ,hiç biri ayak ayak üstüne atmamışlardı,çay getiren sekretere göz ucuyla bile bakmamış çayları dahi sessiz karıştırmışlardı ,böyle ortamlara alışık olmadıkları her haliyle belli idi.
Rauf bey kendine soruyordu,acaba dostları hakkındaki bu düşüncelere sebep
Geldiği makammı yoksa değişen çevremiydi?.

Müdür bey böyle gel gitlerle uğraşırken muhataplarıda onun hakkında kendi içlerinde hesap yapıyorlardı.
Ortamın şatafatı,müdür beyin giyimi ,hatta geniş koltukta sere serpe oturuşu üst perdeden emri vaki konuşmaları müdür beydeki değişmeleri gösteriyordu.
Gelirken bu konuyu gündeme getirmişler en yaşlıları olan terzi Mahmut:
-İnsandır ,oturduğu makam girdiği muhit onu değiştirebilir.
Derken,yaşıtları olan selim ve mehmet,makamın Rauf'u değiştirmeyeceğini savunmuşlardı.
Ama bir kez daha  tecrübe haklı çıkmıştı,
Müdür beyin giyim kuşamı ,
Konuşma tarzı el kol haraketi,mimikleri bile değişmişti.
Eski; şakacı candan,gözlerinin içi gülen Rauf gitmiş yerine tepeden bakan ,sahte gülücüklü, plastik haraketli müdür bey gelmişti.
Konuşmaları gülüşü haraketleri bile zoraki idi.
Üç ziyaretçinin üçündede
Ayrı ayrı bu kanaat oluştu.
Evet Rauf değişmişti,eski, cana yakın,idealist Rauf gitmiş yerine başka bir adam gelmişti.

Konuşmalar fazla uzamadı;hem samimiyette yoktu zaten.
Müdür bey misafirlerle konuşurken,aklında hep sekreterin ne zaman gelip toplantıyı haber vereceği vardı.
Çaylar bitmeden havadan sudan meseleler bitmişti,
Buluşmanın ilk heyacanlı dakikaları yavaş yavaş sönmüştü,hatta ara ara sıkıcı sessizlik oluyordu.
Müdür bey için için sekretere kızıyordu ki;
Bu sıkıntılı havayı anlayışlı ve ön sezili Terzi mahmut bozdu,hafif bir öksürükten sonra ;
-Rauf bey,bize müsade seni çok meşgul etmeyelim malum işleriniz yoğun inşallah artık biz seni bekleriz eski mekana
Yine aynı günler toplanıyoruz arkadaşlar sohbetini özlemiş gelirsen memnun oluruz,deyip kalktı.
Diğerleride kalktılar tekrar tokalaşıp sarıldılar.
Rauf bey onları kapıya kadar uğurladı ama yine bekleriz diyemedi.
Zaten misafirlerinde bir daha uğramaya niyetleri yoktu.
Misafirleri uğurlayan Rauf bey kapıyı kapatıp demin selimin oturduğu koltuğa çöktü,kravatını gevşetip bir "oh" çekti,
"iyi geçti" dedi kendi kendine.
Birden sehpanın üzerindeki paketler gözüne ilişti.
Telaştan dikkat etmemişti,
Misafirler getirmiştir herhalde dedi,paketin birinin içinde lokum vardı açtı içinden bir tane ağzına attı.
Diğer paket ince ve genişti galiba bir tabloya benziyordu.
Paketi süslü kağıdından çıkardı, bu bir levha idi
Güzel kalioğrafık Yazı ile yazılmıştı,şöyle yazıyordu iki satırlık levhada;
"Ne oldum deme
Ne olacağım de"
Rauf bey birden sinirlendi
"Ukala'lar" dedi kendi kendine,birden ayağa fırladı öfkeyle,levhayı yere fırlatmak sonrada ayaklarıyla çiğnemek istedi birden.

Sonra ,pencereden baktığında
Üç arkadaşının caddenin karşısında durakta dolmuş beklediklerini gördü.
Selim ve mehmet kol kola idiler,mahmut abi onlara eliyle koluyla bir şeyler anlatıyordu,
Üçüde gülüyorlardı,birden imrendi onların dostluklarına,imrendi yeni görevini kutlamak için gelişlerini ve hediye getirmelerini.
Bu levha bir hatırlatma idi kendini kaybetmemesi için
Bir ukalalık değil bu bir tebliğ idi.
Hep derslerde bunu işlemişlerdi  yapıcı eleştiriyi hoş görmek lazım dı .
Bunları düşündükten sonra biraz sakinleşti.
Parçalamayı düşündüğü levhayı komidinin üstüne yerleştirdi .
İçinde eskiye dönme,eski sıradan Rauf olma isteği belirdi birden istediği gibi giyinmek istediği gibi gezmek .
Şu müdürlük zor işmiş vesselam,forsu ve etkisi güzel ama hep ağır bir yük altında hissediyordu kendini.
Aklına Mevlananın bir sözü geldi,"kibir sırta bağlanan taş gibidir onunla ne yüzülür ne uçulur".
Evet biraz abartmıştı bu müdürlüğü artık eski değerlerine dönmek,okuyup dinledikleri erdemleri hayata tatbik etmeliydi yoksa hayatın bir manası kalmıyordu.
İlk sohbete katılmaya karar verdi.
Mevlanaya uyup kibir denilen şu "makam" taşını
Belinden çözüp atacaktı.

Zira onunla ne deryalarda yüzebilir ne de göklerde uçabilirdi.

29.05.2018 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz